27 Kasım 2009 Cuma

Bayram Gelmiş Ruhuma



















Çocukken hiç gelmeyecek gibi gelirdi bayramlar. Hep gelir ve geçerdi oysa.
Nasıl da sever beklerdim bayramları. Günler öncesinden çocukça bir heyecan kaplardı içimi. Hele yeni giysiler ve ayakkabılar alınabilmişse dokunamazdı keyfime hiçbir şey. Tekrar tekrar, giyip çıkarıp yerine koymaya bıkmazdım alınanları. Dolapla sokak arasında mekik dokur, bayramı beklemenin tadını doyasıya çıkarırdım.

Giysi ya da ayakkabının alınamadığı bayramlar da olurdu elbette. Boynum bükük beklerdim böyle bayramlarda. Anneciğim on parmağında on yaratıcılık olan elleriyle ve yaratıcı anne yüreğiyle, eskiyi yeni yapıp, bükük olan boynumu bir parçacık da olsa doğrultmayı bilirdi. ‘’Çuval bile giyse yakışır benim kızıma’’ deyip ruhumu okşamasıyla boynumla beraber başım da dimdik kalkardı yukarı.

Çocukluk yaşanmışlıklarımdan bilirim ki bayram; her şeye rağmen, her yokluğa rağmen, yaratıcı yürek ve emek zenginliğiyle bir çocuğun ruhunu okşayabilmektir.

Unutamadığım bayramlar en güzel giysilerin alındığı bayramlar değildir.

Annemin kendi gençlik günlerinden kalma elbiselerini bozup bana elbiseler diktiği, hazır alıp giydiremediği için üzüleceğimi düşünüp, diktiği elbiseyi üzerime giydirirken sevgisini de yüreğime giydirdiği bayramlardır. Ondan nadiren duyduğum sevgi dolu sözcüklerin yüreğime akmasına vesile olan bayramlardır unutamadıklarım.

Oldum olası severim bayramları. İçimi dışıma katarak geçmiş bayramlara, anılara götürür bayramlar beni. An gelir gözyaşlarıma kapılıp en dibe vururum, an gelir gülümsemelere kapılıp kuşlar gibi süzülürüm göğ(s)ümde.

Bu bayram hastayım ve evimde tek başınayım. Tek başınayım ama yalnız değilim. Kendimleyim, ruhumlayım. Bu da böyle bir ilk olsun bakalım bayram anıları haneme yazılan.

Tek başınalığın ve hastalığın içinden kopup gelen med cezirler vurup duruyor ruhumun kıyılarına. Vurdukça ruhum açıyor bayramlık ağzını ve konuşuyor benimle.

Bayram; acı tatlı dengesinde, zamanın gölgesinde hem kendimizi hem hayatı sevebilmektir.

Bayram şekeri; ağız tadımızı ve hayatın tadını ortak bir paydada buluşturabilmektir.

Bayram; iniş ve çıkışlar bütünü olan hayatın çıkışları kadar inişlerinin de hakkını verebilmektir. İniş ve çıkışlar arasında gidip gelirken, tam orta noktada, merkezde soluklanıp olanın bitenin farkındalığını yaşayabilmektir.

Bayram şekeri; merkezde sabitlenmeyi başardıktan sonra, durulan, sadeleşen, dinginleşen hayatla birlikte bize akan mucizelerin tadına varabilmektir.

Sıcacık evimde kahve kokusudur bayram bugün bana.

Balkondan kemik attığım kedilerin arsız telaşıdır bayram telaşım.

Battaniyemin yumuşaklığı ve kitabımın sıcak sayfalarıdır el öpenlerim.

Miskin halimin içinde şen-şakrak kıkırdayan, ‘’benim gibi deliye yaşamın her anı her hali bayram’’ diye bağıran küçük ve tatlı kızdır bayram şekerim.

Baktığım her şeyin içinde görebildiğim güzelliktir bayram ve görebilmeyi başardığım güzelliklerden alabildiğim tattır bayram şekerim.


Tek başına ya da kalabalıklar içinde,
Hasta ya da sağlıklı,
Yeni giysiler alabilmiş ya da alamamış,
Yaşamın akışına ister istemez teslim olmuş her halimizle, bugün ve her gün; yaşamımız bayram, yaşadıklarımız bayram şekerlerimiz olsun.

Bayramımız kutlu olsun.


...

Hiç yorum yok: