7 Aralık 2009 Pazartesi

Her Şey Senin Elinde















Çok yavaş ilerliyebiliyordu. Önünü göremediği için de iki ileri bir geri gidiyordu neredeyse.

O yüklerden bir kurtulabilseydi, önünü görebilecek kadar da, küçücük bir feneri olsaydı koşar adım gidecekti. Ama buna imkan yoktu.

Karanlıkta bir ses yankılandı birden. Derinden ve tanıdık geliyordu ses.
''Var olduğumuz gün, birlikte olduğumuz yerdeyim, beni bırakıp gittiğin günden beri burada seni bekliyorum. Beklemekten de sıkıldım artık, lütfen biraz acele et'' diyordu.

Şaşırmıştı ''bana değildir'' diye düşündü.

''Evet sana sesleniyorum. Ama sen her zaman yaptığın gibi yine beni duymamazlıktan geliyorsun'' dedi ses.

''Düşüncelerimi okuyor. Beni birisiyle karıştırdı galiba'' diye geçirdi içinden.

''Hayır, karıştırmadım. Gelmen gereken yer burası ve bulman gereken benim. Fazla zamanımız kalmadı lütfen acele et'' dedi ses. Yüklerini bırakıp daha hızlı yürümeyi düşündü.

''Ama yüklerimi bırakamam. Onlarsız bu zor hayatın altından kalkamam. Korkularımı bırakırsam güvende olamam. Endişelerimi bırakırsam tedbirli olamam. Öfke ve kızgınlığımı bırakırsam savunmasız yaşayamam'' diye bağırdı avazı çıktığı kadar.

Kendi sesiyle irkildi birden. ''Kafayı yiyorum galiba'' diye düşündü.

''Yapman gereken tam da o. Yüklerinden kurtul ve bir an önce bana gel. Yaşamak için ihtiyacın olan her şey bende var, bu kadar ağır yükler taşımana da gerek kalmayacak. Gel ve benimle birlikte ol. Ne ben kalsın ne de sen biz olalım'' dedi ses.

''İnanılmaz bir güven duygusuyla sarıp sarmalanmıştı sanki. Kaybedecek bir şeyim yok. Belki de bana destek olacak iyi bir dost kazanabilirim. Bu hiç de fena olmaz'' diye düşündü.

Önce korkularını yavaşça silkeledi üzerinden. Bu bile onu çok rahatlatmıştı. Kendini hiç olmadığı kadar iyi hissetmişti.

Hemen endişelerini savurdu boşluğa. Ayaklarına zincirlenmiş tonlarca ağırlıktan kurtulmuşçasına hafiflemiş ve hızlanmıştı yürümesi. Öfke ve kızgınlıklarından da hemen kurtulup koşmak istiyordu. Onları da hemen yanı başında ki bir çukura kusarcasına döktü içinden. Karanlık bile onun hafiflemesine ayak uydurmuş, yarı aydınlığa çevirmişti ortalığı. Ve olanca hızıyla başladı koşmaya. Yol çıkmaz olmuş ve bir bahçe kapısıyla son bulmuştu. Geri mi dönsem acaba, diye düşündü.

''Gelmen gereken yer burası. Lütfen kapıdan içeri gir ve ilerle, ben buradayım'' dedi ses. Yavaşça girdi kapıdan içeri. Gördüğü güzellikler karşısında büyülenmişti. Dünyanın bütün nimetleri oradaydı sanki.

''Ben öldüm de cennete mi geldim acaba'' diye düşündü. ''Hayır ölmedin. Hiç yaşamadığın kadar yaşıyorsun aslında. Cennete gitmen için de ölmene gerek yok. Yaşarken de kendi cennetini bulabilirsin istersen'' dedi ses. Onu görüyordu. Bembeyaz uçuşan bir elbisesi ve simsiyah dalgalanan uzun saçları vardı.

''Bir zamanlar benim de saçlarım en az bu kadar güzeldi'' diye düşündü.

Arkası dönük sonsuzluğa bakıyor gibiydi. Uçuşan elbisesi sıcak ve etkileyici bir ışığı etrafa yayarcasına dalgalanıyordu.

''İyilik perisinin sonunda beni bulacağını biliyordum'' diye geçirdi içinden.

Rahatlamıştı, iyice yaklaştı yanına. Ve sadece kısık bir sesle ''geldim'' diyebildi. Ona doğru döndü iyilik perisi. Gülümsüyordu bütün güzelliğiyle.

''Korkmana gerek yokmuş değil mi, hem ben peri falan değilim, iyi bak sana ne kadar çok benziyorum. Çünkü ben senin unuttuğun öbür yarınım'' dedi. Şaşırmıştı bir kez daha. Ayna da kendi yüzünü görüyordu sanki.

''Ama ben bu kadar iyi ve güzel olmadım hiçbir zaman. Bu nasıl olur'' dedi. ''Seni hep bana çağırdım. Ama kafan çok karışıktı. İhtiyacın olmayan şeylerle o kadar doldurmuştun ki kendini beni yıllarca duyamadın. Dışarıdan gelen seslere o kadar kafayı takmıştın ki beni yok etmek üzereydin. Sonsuzluğa çekip gitmeden önce bir kez daha seslendim sana ve nasıl olduysa beni duydun bu kez. Şimdi seçimini yapmak zorundasın. Her şey senin elinde. Ya geldiğin kapıdan çık git eski sen olarak. Ya da yeni ulaştığın öbür yarına sahip çık. İyilik ve bolluk içinde, aydınlık bir dünyada huzurla yaşa.''

''Şimdi de sırat köprüsündeyim sanırım'' diye düşündü.

Kıldan ince kılıçtan keskin bir köprüden geçmek kadar maharetli olması ve iyi düşünmesi gerekiyordu. Cennet ve cehennem elini uzatıp tutabileceği kadar yakındı sanki. Girdiği kapıdan çıkarsa eski karanlığına geri dönecekti. Bir süre düşündü. Kalıp yeni benliği içinde eski benliğini yavaş yavaş eritmeye ve o sonsuz güzellikte yaşamaya karar verdi. Bu hiç de kolay olmayacaktı. Ama istiyordu bunu ve er geç olacaktı. Zil sesi duydu bir yerlerden. Aniden fırladı yataktan. Evindeydi ve telefonunun alarmı çalıyordu.

''Kahretsin bir rüyaymış'' diye hayıflandı.

O gün işe gitmekten vazgeçti. Dış seslerden uzak, derin derin düşünmesi ve kendini sorgulaması gerektiğine karar verdi.



...

Hiç yorum yok: