31 Ocak 2010 Pazar

İç Sesine Bağlı Kal















Büyük bir bilim adamına, Nobel’le ödüllendirilen bir cerraha sormuşlar:

“Nobel ödülünü alınca pek de mutlu görünmediniz. Sorun neydi?”

O da demiş ki:

“Ben her zaman dansçı olmak istemiştim. Aslında cerrah olmak istememiştim. Ama şimdi sadece cerrah olmadım, üstelik çok da başarılı bir cerrah oldum ve bu bir yük. Ben sadece dansçı olmak istemiştim ve şimdi hâlâ çok kötü dans ediyorum; bu da bana acı veriyor. Birini dans ederken görünce kendimi berbat hissediyorum, cehennemdeymişim gibi.

Bu Nobel ödülünü ne yapacağım? Dansın yerine geçemez, bana dansı veremez.”


...


Unutma; iç sesine bağlı kal. Seni tehlikeye yöneltebilir; o zaman gir tehlikeye ama iç sesine bağlı kal. Ancak o zaman günün birinde mutlulukla dans edeceğin bir duruma gelebilirsin.


...


(alıntı)

27 Ocak 2010 Çarşamba

Duygusal mısınız? Duyarlı mı?















Aklımızın ve iç sesimizin en kalın örtülerinden biri de duygusallıktır. Yaradılıştan varolan duygularımızı aklımızın kontrölünde yaşayamıyorsak duygusallık başlar.

Türk insanının ortak noktalarından birisi de duyguları ile baş edememesidir.

Ya akıl gözünü köreltecek kadar duygularının esiri olur, ya da yaşanılması gereken duygularını açığa vurmaktan korkar ve bastırır.

Aşırı duygusallık, bizim toplumumuzda oldukça takdir edilen, iyi insan olma ölçüsü olarak kabul gören ve övünülecek bir meziyet zannedilen arızalı bir ruh halidir.

Duyguları kontrol etmeden yaşamak istenilmeyen sonuçlar doğurur. Şikayet ettiğimiz ya da çözüm aradığımız bir çok olay, duygularımızı tatmin etmek için yaptığımız yanlış davranışların sonucu olarak ortaya çıkan olumsuz durumlardır.

Tanrı bizi yaradılıştan diğer canlılardan üstün kılmış , duygu ve akıl ile donatmıştır. Ama biz akıl denen o mucize süzgeci hiç kullanmaya gerek duymayız. Duygularımızın yönlendirmesiyle yarattığımız karmaşık hayatın sebebini de bir türlü çözemeyiz.

Aşırı duygusallığı en doruk noktasına kadar yaşar, bundan dolayı derin yaralar alır ve sonra da ‘neden ben’ deriz. Tanrı bize ‘aklını kullanmadığın için sen’ der, ‘aklını kullanmazsan yine sen’ der ama çok geç anlarız.

Aşırı duygusal insanlar en yakınlarının bile bir sıkıntısı olduğunda acımakla yetinirler, samimi bir ilgi ve çaba göstermeden yalnızca gözyaşı döküp yakınırlar. Bu şekilde yardımcı olup paylaşabileceklerini zannederler. Ağlayıp dert edindikleri kimselerin sorunlarına çözüm bulmaktan çok onlara üzülmekten zevk alırlar. Gereksiz ve abartılı davranarak olumsuz bir hava yaratırlar ve ortamı daha da gererler. Durumu çözümsüz ve dünyanın sonuymuş gibi görerek ve göstererek, hem kendilerini hem de çevresindekileri karamsarlığa ve ümitsizliğe iterler.

Toplumumuzdaki çoğunluğun duygusal kararlarla hayatını şekillendiriyor olması, özellikle televizyon kanallarının çok işine yarıyor. Dizilerde abartılmış bir şekilde ağlayan ve yürekleri dağlayan senaryolar, gündüz programlarında dizileri aratmayan gerçek dramlar. Reytinglerini yükseltip cüzdanlarını doldurmak için bu dramlar karşısında timsah gözyaşları döken yapmacık sunucular.

Ve akıllarını onlara çarşaf çarşaf sunulan bu örtüyle sarıp sarmalamış ve bir kenara koymuş gözyaşları içinde bunları seyreden o büyük çoğunluk.

İşin en kolayı bu aslında, acımak.

Hiç kimse için hiçbir şey yapmadan, oturduğun yerden sadece gözyaşı dökmek. Sadece kendisinden daha kötü durumdakileri seyrettiğin de haline şükredebilme acizliği. Kendi sorunlarını, başkalarının sorunlarını seyrederek ve onlara acıyarak unutmaya çalışmak.

Düşününce bu programların uyuşturucudan pek de farklı olmadığı anlaşılıyor aslında. Uyuşturucunun da yaptığı bu değil mi? Akıl kullanılmadığından dolayı çözülemeyen problemlerden ve kendi gerçeğinden kaçmak ve uyuşturucunun yarattığı hayal dünyasında geçici de olsa mutlu olmak.

Oysa olması gereken akıl ve duyguyu dengeli kullanabilmektir.

Bu denge hayatımıza tutarlılık ve duyarlılık olarak yansır. Duyarlı insanlara akılları yol gösterdiği için, bütün dertlerin ve üzüntülerin insana dair olduğunu, insan olmanın gereği olduğunu bilirler. Ağlayıp sızlayarak, ahlayıp vahlayarak gereksiz zaman ve enerji harcamazlar. Başlarına her ne gelirse gelsin, abartmadan, ortalığı ateşe vermeden, hemen akıllarını devreye sokup, nasıl çözebilirim diye çözüme odaklanırlar. Hem kendilerinin hem yakınlarının sorunlarına pratik ve akılcı çözümler üretebilirler. Gözyaşı dökeceklerine yardım etme çabasına girerler.

Bize asıl zarar veren şey başımıza gelenler değil, onları nasıl karşıladığımız ve hangi tepkiyi verdiğimizdir.

Bizi zorlayan durum karşısında üzgün ve çaresiz biri olmaktansa, çözüm üreten, içinde bulunduğu durumun sorumluluğunu alan, bu durumu düzeltmek için neler yapabilirim diye düşünen biri olmak hayatımızı kolaylaştıracaktır.

Duygusal mısınız yoksa duyarlı mı, sorun musunuz yoksa çözüm mü?...

Şöyle kendinize derin bir bakış atın bakalım.


...

26 Ocak 2010 Salı

MARTI
















İçimizde yaşayan gerçek Martı Jonathan'lara...

''Başlarken'' dedi, ''bilmeniz gereken; bir martının sınırsız bir özgürlük düşüncesine ve Yüce Martı düşüne sahip olduğu, bir kanat ucunuzdan diğerine tüm bedeninizin onun hakkında düşündüklerinizden başka bir şey olmadığıdır.''

...

(Richard BACH - MARTI)


http://video75.com/WFZQazilXYj/yasar-kurt-marti/



...

18 Ocak 2010 Pazartesi

HAYAT BİR OYUN




















Dünya denen bu kocaman sahneye çıkmadan önce bir oyun yazdım kendime.

Büyük bir keyifle oynamak için. Kendi hayat oyunumun yaratıcısı olmak inanılmazdı. Bu oyunda birlikte rol alacağım sahne arkadaşlarımı seçtim. Annemi, babamı kardeşlerimi de özenle seçtim. Benim ve bütünün hayrı için en yararlı olabilecek sonuçları yaratacak olayları planladım. Hem de en ince ayrıntısına kadar.

Hayat amacımı hatırlatacak en uygun kişilere en önemli rolleri verdim. Onlarla yaşadığım her saniye, edindiğim her deneyim bu amacın ortaya çıkmasını sağlayan müthiş bir kurguydu aslında. Bunları yaşadıkça zayıflığım güce, acılarım sevince, kayıplarım kazanca dönüşecekti.

Anlaşılmaya çalışan değil anlayan olacaktım.

Sevilmeyi bekleyen değil koşulsuz seven olacaktım.

Başkalarının istediği gibi değil kendi içimden geldiği gibi yaşayan olacaktım.
Bugüne kadar yaşadıklarımı ve yaşayacaklarımı bu şekilde planladığım için kendimi kutluyorum. Ve bu planı uygulama olanaklarını bana sunduğu için Tanrı ' ya şükrediyorum.

Benden sevgisini esirgeyenlere teşekkür ediyorum. İçimde ki koşulsuz sevgiyi tetiklediler.

Beni onaylamayanlara teşekkür ediyorum. Kendimi keşfetmeme sebep oldular.

Beni anlamayanlara teşekkür ediyorum. Kendimi ifade gücümü ve ifade özgürlüğümü arttırdılar.


Onlardan bunları yapmalarını ben istemiştim. Rollerini ustaca oynadılar. Zaman geldi üzdüler beni. Zaman geldi ezdiler.Zaman geldi haksızlığa uğrattılar, zaman geldi aldattılar. Ama ben onları bunun için seçmiştim zaten. Daha fazlasını va daha başkasını yapamazlardı. Ben de onlar ve kendim için yapabileceğimin en iyisini yapıyorum. Hepsini Tanrı ' nın huzurunda tek tek bağışlıyorum. Ve teşekkür ediyorum onlara. Aynı sahneyi paylaşmak çok keyifliydi sizlerle ve siz çok başarılıydınız. Yapmanız gereken her şeyi büyük bir ustalıkla yaptınız. Hem de hiç bir eksik bırakmadan. Hepiniz benim için çok değerlisiniz.

Karanlık zindanlara zincirlenmiş ruhumu özgürleştirdiniz. Onu ışığına kavuşturdunuz. Onu sevgiye dönüştürdünüz. Onu bilgeliğe ulaştırdınız.

Ruhuma bütün çabalarınızla yüklediğiniz ışıktan ve sevgiden sizin payınıza düşeni büyük bir bilgelikle şimdi ben sunuyorum sizin ruhunuza. Sizin de ruhunuz ışık ve sevgiyle dolsun. Işık ve sevgiyle coşsun. Tanrı hepinizi korusun.

Hayat denen bu oyunu çok seviyorum. Oyunun bundan sonraki bölümünü inançlarımla birebir oynamayı seçiyorum.

Ve artık biliyorum ki hiç kimse beni üzemez, ezemez, kıramaz ve kötülük yapamaz. Ben izin vermezsem.


...

16 Ocak 2010 Cumartesi

ters-yüz


















ölüm;
ölümlülerin gerçeği..

ben;
hep doğarım,
bir alemden başka bir aleme..


...

15 Ocak 2010 Cuma

UYUR-GEZER














Sabah on bire kadar uyuyorum. Kızımı on ikide okula gönderiyorum ve saat beşe kadar alışveriş merkezlerinde, arkadaş toplantılarında geziyorum, demişti otobüste yanında oturan bayana.

Sen de o bildiğimiz uyur-gezerlerdenmişsin, diye karşılık vermişti bayan tatlı tatlı gülümseyerek ona.

O günden beri oflayıp puflayarak geçirmeye başlamıştı günlerini. Oysa ki çevresindeki bir çok kişiden daha şanslı ve daha rahat hissetmişti kendini bugüne kadar.

Nasıl da yarım saatlik bir yolculuk sırasında kafasını bu kadar karıştırabilmişti yanına oturan bayan. İlk defa böyle farklı ve ters bir tepki almıştı hayatına dair.

Hep yaptığı gibi yapmış, övünerek ne kadar rahat yaşadığını anlatmış ve buna abartılı bir onay beklemişti. Şaşırıp kalmış ve bunu söylemesinin sebebini bile soramamıştı.

Ağlamamak için kendini zor tutmuş, ne kadar rahat yaşadığını, istediği kadar para harcayabildiğini, bir giydiğini bir daha giymediğini anlatamamıştı. Hevesi kursağında kalmıştı. Bu şoku atlatıp neler söyleyeceğine karar verinceye kadar da inmişti otobüsten yanındaki bayan.

O kadar da aydınlık yüzlü ve sevimliydi ki nasıl böyle kırıcı bir söz etmişti anlayamamıştı. Artık ne kadar rahat yaşadığını düşündüğünde kafasının içinde uyur-gezer sözcüğü yankılanmaya ve canı sıkılmaya başlıyordu. Hemen o bayanın kendisini kıskandığına karar verip rahatlıyordu. Başka türlüsü de olamazdı canım, deyip gülümsüyordu. Ne yapabilirim ki başka, kocam çok kazanıyor, paraya ihtiyacım yok ki çalışayım. Çocuğum da okula geç gidiyor. Neden erkenden kalkacakmışım ki, diye düşünüyordu.

Sabah erkenden kalkıp koca günü asla evde yalnız geçiremezdi. Ya birileri gelmeli, ya o gitmeli ya da hep beraber alışveriş merkezleri gezilmeliydi ki insan yaşadığını anlasın. Evde zaman geçirecekse bile internette arkadaşlarıyla ya dedikodu yapar ya da okey oynardı saatlerce.

O bilgi için üretilen bilgisayarların, bilgi okyanusunu gözümüzün içine kadar sokan internetin nasıl da amaçsız keyiflere hizmet eder olduğunun, ne o ne de onun gibi arkadaşları farkında bile değildi.

Ya anneler çocuklarını küçücük yaşlarda bilgisayar oyunlarının karşısına oturtuyorlardı kendi rahatlıkları için, ya da çocuklar evde yoksa anneler dedikodu ve oyun aracı olarak kullanıyorlardı bilgisayarı.

Kadınlarımızın bir çoğunun hayalidir bu şekilde yaşamak. Hele bir de işin içine rekabet girdi mi o anların tadına doyum olmaz.

Herkesten pahalısını almak, herkesten zayıf ve güzel olmak, herkesten her konuda üstün olmak kadınlarımızın çoğunun yaşam amacı haline gelmedi mi?

Bu anlamsız ve kıyasıya rekabetlerin, geçici mutlulukların, onları nereye sürüklediğini göremeyecek kadar da gözleri kapalı gerçeklere.

Bu uyur-gezerliklerin varacağı son nokta apaçık ortada aslında.Ya para tükenir, kredi kartı mağduru olur kocalar, ya da para çoktur, doyumsuzluğun beslediği depresyon canavarı hortlar o şık ve cüzdanları para dolu, ışıltılı kadınların karamsar dünyalarında.

Oysa ki cebimizdeki paranın çokluğu bize değer katamaz, katmamalı.

Biz parayla öyle anlamlı ve yararlı şeyler yapmalıyız ki, biz yaptıklarımızla paraya değer katmalıyız.

Evimizin, arabamızın, eşyalarımızın lüks, pahalı ve kaliteli olması, bizim insanlık kalitemizi yükseltemez, yükseltmemeli.

Biz kendimizi düşündüğümüz kadar - hatta kendimizi düşündüğümüzün yarısı kadar - başkalarını da düşünürsek, gelişmek ve paylaşmak için bu dünyada olduğumuzun farkında olursak , ancak bu bizim insanlık kalitemizi ve gerçeğimizi yükseltir.

Uyur-gezerliği bir yana bırakıp var oluştan gelen kapasitemizi keşfetmenin zamanıdır artık.

Hayatın bu kadar boş ve amaçsız yaşanmayacağını anlamanın ve bu dünyanın bu kadar rehavet içinde yaşamak için yaratılmadığını algılamanın zamanıdır.

Elbette ki iyi yaşayalım, bu bizim yaradılış hakkımız ama maddeye esir olmadan. Maddeyle özdeşleşip insanlığımızdan uzaklaşmadan.


...

11 Ocak 2010 Pazartesi

dost(kuş)lar





















kuşlarla arkadaşlığı seviyorum..

onlar; benim içimdeki güzellikleri görüyorlar..

ben; içimdeki güzellikleri onlarda görüyorum..


...

9 Ocak 2010 Cumartesi

Sevgi Öksüzü


Doğdun bebeğim, büyütemedim seni istediğim gibi. Sevgimi sunamadım sana istediğin gibi.
Başını okşamamı istediğinde ben uzaklardaydım. Ben seni okşayıp sevecek kadar yakınında olduğumda sen büyümüştün.
Büyümüş görünüyordun ama içindeki çocuk hala sevgi öksüzüydü.

Hayat bazen anneleri çaresiz bırakır bebeğim. Çocuklarından uzaklara uzaklara savurur.
Annelerin çocuklarına gösteremedikleri sevgileri yüreklerinden taşar ve evrene karışır bebeğim. Sen onu almak istediğinde bazen esen bir bahar yeliyle, bazen kocaman bir yağmur damlasıyla, bazen bembeyaz bir kar tanesiyle buluşur seninle. Sen hissetmeden yavaşça kavuşur teninle. Bazen kuşun kanadından kopan tüyle gelir hafifçe okşar yanağını. Bazen yeni doğmuş bir bebeğin gözlerinden delice akar sana. Bazen ilahi bir şekilde yerleşir içine yüreğini yaka yaka. Bütünleşir o kocaman yüreğinle. Sen yeterki kendini sevgiye aç ve hakettiğini düşün bebeğim.

Unutma her yaşanılan acının, özlemin, hasretin bir sebebi var bebeğim. Senin bu dünyaya geliş amacınla, seçtiğin kişilik özelliğiyle, yaşamın getirdikleri arasında bir bağ var. Ve sen henüz bu bağları görecek kadar yukarıdan bakamıyorsun hayata. Eminim ki bir gün, seçtiğin güçlü kişiliğinin, inanılmaz incelikteki ruhunun, Tanrı'ya olan benzerliğinin farkına vardığında, bunların hayatına nasıl da su tanesi gibi damla damla aktığını gördüğünde, şükürler olsun Tanrı' m bu seçtiklerime, yaşadıklarıma diye haykırmak isteyeceksin. Kendi varlığından kendi elini sıkabilecek kadar memnun olup kendini yeterince sevdiğinde bir değil bin kez şükredeceksin.

Görüyorum bebeğim, içinde o acıların ve sancıların oluşturduğu, günden güne büyüttüğü koskocaman sevgiyle dolmayı bekleyen bir çukur var. Ve sen buna bir kum tanesi kadar sevgi koyabilmek için kendin olmaktan vazgeçip sevilen olmak için uğraşıyorsun. Ama nafile bebeğim yine de dolmuyor. Ömrünün sonuna kadar da uğraşsan başkalarının sana vereceği sahte sevgilerle, yalan övgülerle dolduramazsın o çukuru.

Kendini seni bir parçacık sevsinler diye boş yere paralama bebeğim. Duyacağın bir kaç kuru onaylanma sözü için kendin olmaktan vazgeçme bebeğim. Sen böyle davrandıkça içindeki kocaman bebeği daha da derinlere hapsedersin. Sen onu görmezden geldikçe o kendini sana hatırlatmak için benliğini yaralar ve oydukça oyar içini. Oysa ki onu ordan, geçmişin karanlığından kurtarmalısın. Onu hakettiği ışığına kavuşturmalısın. Karşılıklı oturup yüzleşmelisin onunla ve geçmişinle. Her ne yaşattıysa hayat, senin yaşayabileceğinin en iyisi olduğunu anlatmalısın ona. Ve bunları yaşamayı senin seçtiğini, hepsini kendin istediğini. ’’Sevin beni, lütfen daha çok sevin,’’ diye haykırdıkça, sesini bir türlü kimselere duyuramayan o kocaman bebeği önce kendi sevgin ve şefkatinle sarıp sarmalamalısın bebeğim.
Kendi sevgine açmalısın kendini. Kendi sevginle yakmalısın kendini. Bak o çukur nasıl da tıka basa dolacak o zaman. Ve Tanrı' nın yüce sevgisi senin o kocaman yüreğinden akarak ulaşacak yeryüzüne. Ve sen sevgiyle dolacaksın. Ve sen sevginin ta kendisi olacaksın. Tanrı'nın daima seni sevdiğini ve koruduğu bilgisini kendi içinde bulacaksın.


...

6 Ocak 2010 Çarşamba

İZİN VER!

















Önce kendi gerçeğine,
Sonra varolan tüm gerçeklere
İzin ver!
Gerçeğinle çatışanlara izin vermen,
Kendine güvenmediğin için onlardan korkup sustuğun anlamına gelmez..
Tam tersi, izin vermen, gerçeğinin seni onlardan özgürleştireceğine ve koruyacağına olan inancının ve güveninin tamamlandığının göstergesidir..

İzin ver!
Her insan kendi yolunun,
Kendi gerçeğinin,
Kendi doğasının hakkını vermek için bu dünyada..
İzin ver!


...

PAPATYA GİBİSİN BEYAZ VE İNCE VE ASİL


























Bembeyaz bir papatyaydım ben. Gönlüme göre bir bahçede, ılık bahar yellerinin estiği bir iklimde, asil, dimdik, nazlı nazlı gülümseyerek açmak isteyen. Papatyalığımın bütün özelliklerini ve güzelliklerini evrene ve sana sunmak isteyen.

Büyülendin asaletimden, rengim kadar netliğimden ve rüzgara karşı dimdik duruşumdan. Seve seve aldın ve ben gönül bahçende bütün güzelliklerimle sere serpe var olacağım için koştum sana.
Ama sen beni gönül bahçenin en korumasız köşesine diktin hapsedercesine. Ilık esen bahar yelleri yerine buz gibi soğuklara mahkum ettin beni.

’Bana burası dar geliyor,’ dediğimde ’Boynunu eğ sığarsın,’ dedin.

Papatyalar kolay kolay boyun eğmez, ömürleri tükendiğinde başları öne eğilir ve boyunları bükülür ancak.

Mor menekşeleri örnek verdin bana hep ve ’Onlar gibi ol, o zaman sığarsın,’ dedin.

Mor menekşelere bayılırım ben de. Küçücük odaların küçücük pencerelerini ne de güzel şenlendirirler. Onlar varsın öyle olsun ama benim yaradılışım onlar gibi olmaya imkan vermez. Ben göz alabildiğine uzanan bahçeleri veya kırları donatmak isterim bir uçtan bir uca bütün varlığımla. Bütünleşmek isterim doğayla evrene karışırcasına.

Ama sen beni olduğum gibi kabul edemedin hiç bir zaman. Bütün varolma çabalarıma rağmen daraltmaya başladın bir süre sonra gönül bahçeni. Ve ben mor menekşelere göre hazırlanmış gönül bahçene sığamaz oldum.

’Bırak kendime uygun bir bahçede kendim olayım,’ dedim. ’Hayır, sen burda mor menekşe olacaksın,’ dedin. Ben anladım ki sen beyaz papatyayı değil, beyaz papatyayı mor menekşeye çevirmeyi seviyorsun.

Ne acıdır ki buna gücünün yetmeyeceğini bilmiyorsun.
Tanrı’ nın bunu yapmana izin vermeyeceğini bilmiyorsun.
Sen kendini bilmiyorsun.
Özünün ne olduğunu bilseydin, bütün renklerin ve özelliklerinle ve güzelliklerinle kendini sevseydin, o nazlı ve asil papatyaya bu yaptıklarını yapmaz ve varoluşuna saygı duyardın.
Kendini bilseydin eğer: Bembeyaz bir papatyaysam senin gönül bahçende gülümseyerek açmak isteyen, her gün bana mor menekşe ol demezdin.
Mor menekşe olmaya uğraşırken kendimi sevemeyeceğimi, kendimi sevmeyince seni de sevemeyeceğimi ve senin de beni sevemeyeceğini bilirdin.
Papatyayı besleyen ne varsa ondan acımasızca çekip almaz ve gülüşüne engel olmazdın.
Papatyayı papatya yapan şeylere dokunmazdın.
Papatyaların her şeye rağmen açacağını ve onlara hükmedemeyeceğini bilirdin.
Kendini bilmiyorsan eğer: Ya bahçendeki papatyanın güzelliğini keşfedip keyfini çıkarmayı öğrenmelisin ya da papatya yerine mor menekşeler ekmelisin bahçene.

Özünüzde hangi çiçek olduğunuzu bulmanız ve gönül bahçenize hangi çiçeğin daha çok yakışacağını bilmeniz dileğiyle.

Sevgili papatyalar, asla papatyalığınızdan vazgeçmeyin...
Ne pahasına olursa olsun hem de...
Yaradan, sizlere bu asil, ince ve beyaz güzelliği papatya olasınız diye bağışladı bunu asla unutmayın...

Papatyalığını yaşayan ve yaşatan bütün papatyalara sevgiler...

Bir şarkı da der ki;

Papatya gibisin beyaz ve ince,
Eziliyor kalbim seni görünce...

Papatya der ki;
Ben bir papatyayım, beyaz ve ince...
Ezme beni sevdiğim kalbim sana esir düşünce...


...

4 Ocak 2010 Pazartesi

BİLGE'CE















''Gökyüzündeki Tanrı seni duyduğunda değil,
Sen göğ(s)ündeki Tanrı'yı duyduğunda bolluk ve bereket gelir.''

2 Ocak 2010 Cumartesi

ANIN GÜCÜNÜ KULLANARAK KENDİNİ DÖNÜŞTÜRME

















*KADERİNİZİ DEĞİŞTİRECEK 30 ANAHTAR

Bir Hayat Kanunu: Erkeğe, ya da kadına ait değil, yaşamın kanunu: Değişik bir yaşama geçmeden önce de, mutlu, akıllı, huzuru ve kendi kendinizle barışık bir hayat sürdürebilirsiniz, bunun için önce Siz değişik ol'malısınız, değişmelisiniz.

Oluş nedir? Oluş her şeydir? Yer de ve gökler de her ne varsa oluş'tur çünkü - canlı ya da cansız - tüm formlar o muhteşem Zekanın, Yaratıcı Enerjinin bir tezahürüdür Sıradan bir kaya bile bir "Oluş"a sahiptir.

Benzer şekilde tüm oluş halleri -kayalardan güllere kadar- siz ve ben gibi-bu Tek Muhteşem Enerjinin eşsiz ifadeleriyiz. İçimizde doğa'yı taşıyoruz..

Kayanın doğası ona hâkim olan doğal güçler tarafından belirlenir. Kaya'nın doğası, aynı zaman da kaderi, ona hiçbir seçim hakkı tanınmadan çok öncesinde kararlaştırılmıştır. Bir gün toz olacaktır.

Mis gibi kokular salarak, kadife taç yapraklarından oluşan elbisesi ile varlık bulan gülünde bu konuda doğası nedeniyle bir seçim hakkı yoktur. Gülün biri tutup da benim dikenlerim olmasın, ya da arıları başıma toplamayım şimdi diyemez. Doğası ona Oluş'unun ifadesi olan sabit bir tezahür şekli vermiştir.

Ama insan doğası, sizin doğanız, sabit değildir. Dönüştürülebilir. Bizi Tanrının sayısız tezahüründen üstün kılan da budur. Bu gerçek bizi güçlü kılar. Bir Oluşumuzun bir özelliği olarak, her birimiz kendi kaderimizi değiştirme gücüne sahip olarak yaratılmışız demektir.

Bakalım bu nasıl mümkün olabilir. Oluş'unuz sürekli bir açılım içinde. Bu açılım içinde olması sizin tercihinize bağlı değil. Oluş, reddetmeniz mümkün olmayan bir hediye. Doğumla gelmiş. Ama yaşantınızın bundan sonrasının nasıl açılacağı etkileyebileceğiniz bir alan. Buna seçim yapmak deniyor.

Yaşam seçimlerinizin sizin gerçek sesinizi taşıması için güç kazanmak ise bu kitapçığın konusu.

Kaderinizi değiştirmeyi öğrenmeden önce, kendi içinizde bulunan ve kaderinizin yaratıldığı gizli bir yer olduğunu anlamanız gerek.

Oluş'unuzun ve şu anki doğanızın buluştuğu, hayatınızla ilgili tüm yaşamsal kararların verildiği bu güç alanına bilinçli olarak girmeniz lazım.
Buna Şimdiki An deniyor.
Şimdi.
Ve bu Şimdi, bundan sonra gelen tüm anların tohumu.
Bu gizemi biraz daha açalım. Kişisel değişimin tohumu, tam Şimdi'de yaptığınız şeydir.
Şimdi'nin sonsuz güzelliği ve gizemi içinde aynı değişim tohumu sizin Yeni ve Yüksek Doğanızın da tohumudur.
Şu cümlenin anlamını tam olarak kavrarsanız, Şu An'ın, geleceğiniz üstünde kaderinizi değiştirme konusunda sahip olduğu Gücü kavrama yolunda ilk adımı atmış olacaksınız.

Eğer hemen Şimdi değişmeyi seçerseniz, gelecek sefere nasıl farklı olabilirim diye endişelenmenize gerek kalmayacak!

Aslında, Şimdi değişmeyi seçin, böylece bir başka sefer daha iyi olmak konusunda bir endişeniz asla kalmaz. Niye mi? İçinde olduğunuz anda gerçek değişimi bilinçli olarak istediğinizde, bu otomatik olarak daha iyi bir gelecek içindeki daha iyi bir siz olma ihtiyacını otomatik olarak ortadan kaldırır. Niye mi? Çünkü, her şey Şimdi sizin için çok iyi olmuş olacak ve zaten önemi olan tek zaman da Şimdi değil mi?

Her an içinde uyanık kalmaya çalışın ve kendi Şimdi'nizin size sunduğu tüm fırsatları gözlemleyin.

Çabalarınızın size özel, pratik ve vurucu olmasını sağlayın.

İçsel çalışmalarınız yaşamınızı daha huzurlu, sevinç dolu ve yükselen bir deneyime dönüştürmüyorsa siz değişmiyor, sadece düş görüyorsunuz demektir.

Şimdinin Gücünü kişisel değişim için kullanma işleminde bu kitapçık, her günün size getirdiği fırsatları, Şimdi özgür kalmak için nasıl kullanacağınızı anlatacak.

Şimdi'nin gücü konusundaki farkındalığınız, yaşamınızın bundan sonra karşılaşacağınız tüm zor anlarını, sizin için yeni ve gerçek anlara dönüştürecektir.

Bu farkındalığı yakalamanız için size otuz farklı yoldan oluşan bir liste hazırladım. Bu anları nasıl kullanacağınızı öğrenmek, gerçek bir içsel dönüşüm yaratır yani bu kaderinize hâkim olmaya eşdeğer bir farkındalık çalışması.

Bu konuda netice almak için 30 Anahtarı hiç ara vermeden sonuna kadar okuyun.

Sonra sizin için özel anlamlar taşıyan şahsi noktalara geri dönün.

İzlenimlerinizle ilgili notlar alın.

O dersi size daha anlamlı kılacak kişisel detayları ekleyin.

Sizi yüreklendireyim. Bu konuda göstereceğiniz gayretler, çalışmaya katacağınız katkılar, sizin evrimleşen Doğanızın bir parçası olarak geri dönecektir. Siz, içinizdeki bu Yüksek Yaşama uyanırken, doğal olarak daha yüksek ve mutlu olayları kendinize çekersiniz.

Nihai varış noktanız kendini dönüştürmek olduğunda boşa sarfedilmiş tek bir adım yoktur.

1. Şimdi Tam Zamanıdır: KOŞTURMANIN DIŞINA ÇIKARAK, KENDİ HAYATINIZA ADIM ATIN. Hikmeti: Yavaşlamayı göze alın. Yavaşlayın. İşte Yardım. Saatte yüz kilometre hız yapsa bile, endişeli düşünce ve duygular sizi hiçbir yere götürmez. Zamansız olanı bulabilmek için, dünyadaki bütün zamana sahipmiş gibi davranın. Daha da ötesine gidin. Koşturmadan çıkın ve Şimdi’ye adım atın.

2. Şimdi Tam Zamanıdır: YAŞAM DENEYİMİNİZİN SORUMLULUĞUNU ALIN. Hikmeti: Yaşamda başınıza gelenler karşısında hissettikleriniz kim olduğunuzun direk ifadesidir. Kim olduğunuz ise gizli bir şekilde değer verdiklerinizle aynıdır. Hislerinizi olduğu gibi görebilmenin tek yolu, onları size yaşatacak olayları yaşamanızı gerektirir. Çünkü gizli hazinenize çok değer veriyorsunuz. İşte yaşamınızın sorumluluğunu taşımak bu demektir.

3. Şimdi Tam Zamanıdır: KENDİNİZLE UZLAŞMAYIN Hikmeti: İçinde olduğunuz anda bir çelişki yaratarak, sizi bir başka zamanla ilgili bir gelecek mutluluk beklentisine sokan her türlü düşünce ve eylemden kurtulun. Gerçek Doğanız Şimdi'dir, Sonrası yoktur. Hem bölünüp hem mutlu olamazsınız. Bilinçli bir şekilde kendinizle uzlaşmaktan vazgeçin.

4. Şimdi Tam Zamanıdır: DÜNYADA TEK BAŞINIZA OLMADIĞINIZI HATIRLAYIN Hikmeti: Hiç öyle gelmiyor gibi ama sorunları olan tek siz değilsiniz. Etrafınıza iyice bir bakmaktan korkmayın - bir başka insanla gerçekten ilgilenin - Bu kendi hakkınızdaki duygularınızda ne kadar yanıldığınızı gösterecektir! Rahatlatacaktır. Unutmayın, dünyada tek değilsiniz.

5. Şimdi Tam Zamanıdır: OLABİLECEĞİNİZİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ EN İYİNİN DE ÖTESİNE GEÇİN Hikmeti: Herhangi biri herkesin yaptığı bir şeyi yapabilir; maksimumu elde etmek için genellikle en azı yapılır . Siz daha fazlasını yapın. Atamayacağınızı düşündüğünüz adımı atın. Göreceksiniz ki yapamayacak olan "siz" sadece, yapamayacağına inanan bir düşünceden başka bir şey değildir. Bunu görün. Ve kendinizin ötesine geçin.

6. Şimdi Tam Zamanıdır: SUCLAMAKLA HİÇ BİR ŞEY KAZANMAYACAĞINIZI İDRAK EDİN Hikmeti: Ayakkabılarınız çok sıktığı için ayaklarınız sancıyorsa, onları neden giydirdi diye bir başkasını suçlayamazsınız. Eh o zaman, duygularınız size acı verdiğinde, niye başkasını suçluyorsunuz? Eğer acı dolu duygular, onların basıncı altında ezilmenize neden oluyorsa, o zaman onları bırakma cesareti göstermeniz gerekiyor. Kendinizi iyi hissedeceksiniz. Suçlamakla hiçbir kazancınız olmaz, tam tersine acı duyarsınız.

7. Şimdi Tam Zamanıdır: ÖZÜNÜZÜN IŞIK OLDUĞUNU HATIRLAYIN Hikmeti: Akıl, İşlerin yolunda gitmediğini söylediğinde acı çeken kalptir. Ancak gerçek doğanız ne düşünce, ne de duygudur. Siz Öz'sünüz. Ve Özünüzün kalbi Işıktır. Karanlık düşünceler içindeyken bile kendini görmesini sizden iyi bilir. Yaşamı onun gözlerinden görün. Işık özünüz olun!

8. Şimdi Tam Zamanıdır: YARGIÇ KOLTUĞUNDAN İNİN Hikmeti: Bu dünyada en kolay şey insanların arasında bilinçsizce, tanıştığınız herkesten üstünmüş gibi dolaşmaktır. Peki ölçünüz ne? Eleştirmen kesilmiş bir öz mü? Yargıç bir zihin mi? Kendini yüksek görmek için başkalarına aşağı bakan gözlere sahip olmak nasıl bir şey? Yargıç koltuğundan aşağı inin!

9. Şimdi Tam Zamanıdır: KORKU DOLU DUYGULARINIZLA YÜŞZLEŞİN Hikmeti: İnsanı sarsan durum diye bir şey yoktur. Titremeye başladığınızda, hata aramak için çevrenize bakmayın. İçinize bakın. Üstünde durduğunuz yer içinizdir. Sizi titreten yer, sağlam olmayan yer içinizdir. Durduğunuz yere bakarak, korkuyla yüzleştiğinizde, bastığınız yer, içiniz güçlenir. Korku dolu duygularınızla yüzleşin. Korkusuzluk kazanın.

10. Şimdi Tam Zamanıdır: BİR BAŞKASININ YÜKSELMESİNE YARDIM EDİN. Hikmeti:
Herkesten ayrı olan ben diye bir şey yoktur, bu nedenle bir şey yapması için yüreklendirdiğiniz her bir insan, kendinizi daha yukarı taşımak adına, kendinize yardım etmektir. Bu nedenle kendinizi yükseltin. İçinizden hiç gelmese bile insanlara hoş davranmaya gayret gösterin. Başaracak, yükseleceksiniz. Bir başkasının yükselmesine yardım edin.

11. Şimdi Tam Zamanıdır: BÜTÜN HINCINIZI SERBEST BIRAKIN. Hikmeti:
İnsanların size geçmişte yapmış olduğunu bir şey nedeniyle öfke duymak, kin duymak, incinmişliğe tutunmak, hınç beslemek, sizi şu anda ve burada onların kölesi yapar. İstediğiniz bu mu? İçinizi acıtan bu şeyi yeniden yeniden yaşamak yerine, başka bir şey istemeyi öğrenin. Bu Yüksek Arzu, sizi öfke dolu hınç alma duygularından kurtaracaktır.

12. Şimdi Tam Zamanıdır: SONUÇLARININ NE OLACAĞINI HİÇ DÜŞÜNMEDEN, SADECE GERÇEK (HAK) OLANI YAPIN. Hikmeti: Doğruyu seçmenin size neye mal olacağından korkmak yerine, Doğruyu seçmek, kendinize korkusuz bir hayat hediye etmektir. Neden mi? Kaybetmekten korktuğunuz hiçbir şey asla ama asla korkusuzluğunuza kaynak olamaz. Sonuçları ne olursa olsun, doğru düşündüğünüzü yapın. Kaybedeceğiniz tek şey korkunun kendisi olacaktır.

13. Şimdi Tam Zamanıdır: BIRAKIN BOŞLUK KENDİ İÇİNİ DOLDURSUN. Hikmeti: İçinizde hissettiğiniz boşluğu, yaptığınız, yapacağınız hiçbir şey doldurmaz. Bu nedenle onu doldurmak için kendi kendinizi boş şeylerle doldurmaktan vazgeçin. Bırakın içiniz boş kalsın. Bu ona kendini doldurma fırsatı verir "istediği şeylerle" sizin kendinize veremeyeceğiniz şeylerle. Kendini boş hissetme duygusuna son. Kendinizi bunun dışında tutun. Boşluğu doldurmayın. Bırakın boşluk kendini doldursun.

14. Şimdi Tam Zamanıdır: KENDİNİZİ BAŞKALARINA ANLATMAKTAN VAZGEÇİN. Hikmeti: Kendinizi sürekli olarak başkalarına anlatma ihtiyacı ve sanki yaşadığınız için sürekli özür dilemeniz gerekliymiş duygusu arasında ki tek fark nedir biliyor musunuz? Kendinizi anlatırken, mazur görülmek için geçerli nedenleriniz olduğunu sıralamaktasınızdır. Kendinizi hiç kimseye anlatmak zorunda değilsiniz. Şimdi bundan vazgeçin.

15. Şimdi Tam Zamanıdır: YENİLGİNİN YÜZÜNE GÜLÜN Hikmeti: Yenilgi kötü bir anıdan başka bir şey değildir. Hiçbir anı kendine ait gerçek bir yaşama sahip değildir. Bu ne demek? Yenilgiden duyduğunuz acı sadece ama sadece, onu hissetmek istediğinizde - çağırdığınızda -gelir. O geçmişte kalmış rahatsızlık veren düşüncenin içine girdiğinizde gelir. O yenilgiye bir kahkaha yollayarak, Şimdi'ye dönün. Şimdide kalın. Şimdi kahkaha atın.

16. Şimdi Tam Zamanıdır: SEVDİĞİNİZİN PEŞİNE DÜŞÜN Hikmeti: Sevdiğiniz şeye öncelik verin. Yaşantınızın geri kalanı kendi başının çaresine bakacaktır. Çünkü sevgi her zaman bir yol bulur. Sevgi asla korkmaz. Korkuyla hareket etmez. Sevgi rehberiniz olduğunda, yaşamda başarı kaçınılmazdır. Onun Doğa'sı en mükemmel ödüldür. Sevdiğinizin peşine düşün. Kesinlikle sonunda mutlu bir kalp bulacaksınız

17. Şimdi Tam Zamanıdır: YAŞAMINIZA SİL BAŞTAN BAŞLAYIN Hikmeti: Ne zaman isterseniz, yeni bir yaşama sil baştan başlayabilirsiniz. Kendinizle ilgili düşüncelerinizi geride bıraktığınız her an, yeni bir yaşama yeniden başlayabilirsiniz. Sil baştan başlamak bu demek. Ne kadar yeni olmak isterseniz, yaşamda o kadar yenileşir. Seçimlerinize bağlı. Uyanın ve Şimdi, yaşamınıza yeniden başlayın.

18. Şimdi Tam Zamanıdır: ÇENENİZİ YUKARDA TUTUN Hikmeti: Bütün düşünceleriniz aşağı doğru gitse bile, çenenize aşağı düşmemesini söyleyin. Size uyması, başınıza yukarda durması gerektiği mesajını gönderir. Kendinizi yukarda tutun. Böylelikle gözleriniz daha yukarıları görür. Düşünceleriniz genellikle kördür, ama gözleriniz değil, değil mi? Onlar görecektir. Çenenizi yüksek tutun. Bilinç yüksekleri sever. Onun peşine takılma yürekliliğini gösterin.

19. Şimdi Tam Zamanıdır: KOYVERİN GİTSİN Hikmeti: Uzun zamandır kendi oyununuzu sahneliyorsunuz. Arada eğlenceli sahneleri olan bir kâbusa benziyor. Bırakın Yüksek biri hayatınıza el atıp, yönetsin. Gösteriniz onun yönetiminde devam etsin. Sonra da izleyin. Mutlu son yakında! .

20. Şimdi Tam Zamanıdır: KENDİ DIŞINIZA BAKMAKTAN VAZGEÇİN Hikmeti:
Siz ne kadar tamamsanız, Yaşamınız da o kadar tamamdır. Ne fazla, ne eksik. İlişkilerinizi, işinizi, mutlu anlarınızı tarayarak kendi bütünlüğünüzü onlarda aramak, aynadaki görüntünüze bir gülüş yapıştırmaktır! Ama kaşlarınız hala çatıkken. Tamam olma hali öncelikle bir Anlayış'tır, sonra bir duygudur. Kendi dışınıza bakmaktan vazgeçin. Anlayışı arayın. İçinizde arayın. Duygusu arkadan gelecektir.

21. Şimdi Tam Zamanıdır: KENDİ YAŞAMINIZA SAHİP ÇIKIN Hikmeti: Başkalarını mutsuz etme korkusunu mutlu etmek diye bir şey olamaz. İstediğiniz şeyle ilgili olarak başkalarının istediklerini düşünmelerine izin vermek - aynı isteğinizle ilgili hislerinizin şeklini değiştirmek... Onlar sizin hırkanızı giysin ama verdiği sıcaklığı siz hissedin! gibi olur. Gerçek mutluluk, kendi yaşamınıza sahip çıktığınızı bilmekten geçer. Yaşamınızı geri alın. Şimdi!

22. Şimdi Tam Zamanıdır: YAŞAMINIZI MÜKEMMEL BİR DÜZENE SOKUN. Hikmeti: Yağmur damlası olmadan, okyanus olmaz. Her nehir denize akar. Her kaynak yatağını bulur, yolunu doldurur. Bir düzen vardır. En küçükten en yüce doğar ve artık küçük, küçük olmaktan çıkmıştır. Yaşamınızın her gününü hatırlayın. İçinde hakim bir düzeni olduğunu göreceksiniz. Bu akışa kendinizi bırakın. Artık küçük olmadığınızı göreceksiniz.

23. Şimdi Tam Zamanıdır: SAVAŞ MEYDANINA DALIN Hikmeti: Gerçek güç Bilgelik çiçeğinin içinde ki tohumun hareketindedir. Öğrenmek için kendinizi savaş meydanınıza atmanız gerek. Korkmayın. Bu kavgada incinmezsiniz. Neden mi? Gönüllü olarak yüzleşilen zayıflıklarımız, daha büyük gücü karşılamaktır. Korkulu bir düşüncenin sizi bu Yeni Güçten alıkoymasına izin vermeyin. Savaşa girin. Şimdi!

24. Şimdi Tam Zamanıdır: KALBİNİZLE KAFANIZIN ARASINDAKİ FARKI KEŞFEDİN Hikmeti: Kendinizi mutlu bir şekilde düşünemezsiniz, ama nedense tek bir karanlık düşüncenin içinde anında kaybolursunuz. Doğru, parlak düşünceler kalpten doğar. Ağır duygular ise negatif düşünceler olmaksızın varlık bulamazlar. Bunun anlamı ne? Üzgün zihin halleri zihnin sadece bir oyunudur? Üzüntü hallerinden birinin gözlerinden bakarak, kalp ve kafa arasındaki farkı görün.

25. Şimdi Tam Zamanıdır: YUKARI BAKIN! Hikmeti: Işıksız bir lamba, dipsiz bir şişe gibidir. Kutsallığı olmayan bir yaşam da öyle. İlahi olan her zaman vardır. Onu görmekten başka şansınız kalmayıncaya kadar beklemek niye? Her zaman yukarıya bir göz atabilirsiniz. Ama doğru yöne bakmanız gerektiğini kendinize hatırlatın. Yukarı bakın. Şimdi.

26. Şimdi Tam Zamanıdır: BİR ŞEYİ BİTİRİN Hikmeti: Yapılacak ne kadar çok iş olduğunu kafanıza takmayın. Ya da bir işin ne kadar zor olduğunu. Bir tanesini yapın! Sonra bir adım daha atarsınız. Bilinçli bir şekilde tüm sorunları bir tarafa bırakın. Gücünüz yeteni yapın. Ne olmaması gerektiği ile uğraşmayın. Dünyanın milyonlarca ilmikten oluşan muhteşem dokuması, milyonlarca ilmikten tek bir tanesi ile başlar ve tek bir tanesi ile biter. Bunu asla unutmayın.

27. Şimdi Tam Zamanıdır: SAKİNLEŞİN Hikmeti: Deli gibi telaş içinde aradığınız yanıt, deli gibi telaşlı olur! Sakinleşmekten korkmayın. Bilmemek sorun değil. Ne yapmanız gerektiğini bilmemek, sizi öğrenme ihtiyacına yönlendirir. Berrak bir günde daha uzak mesafeleri net bir şekilde görebildiğinizi unutmayın. Yeni anlayışlar berrak bir zihinde yeşerir. Sakinleşin. Şimdi.

28. Şimdi Tam Zamanıdır: GERÇEKLERİ KORKUDAN AYIRIN Hikmeti: Bir sorun ve onunla ilgili korku dolu duygular, tek gibi görünen farklı konulardır. Onlar, biri olmadan diğerinin olmayacağını size anlatan bir düşüncede birleşmişlerdir. Bulaşıcı hastalığa tutulmuşsanız ateşlenirsiniz gibi. Her hangi bir durumda hissedeceğiniz korku, o durum için duyacağınız arzularla aynıdır. Korkuları konulardan ayırın. Şimdi.

29. Şimdi Tam Zamanıdır: KENDİNİZİ SAHNEDE YAKALAYIN Hikmeti:
Üstlendiğiniz herhangi bir rol ile ilgili sorun, yaşamınızın hem bir gösteri hem de gerçek olamamasından kaynaklanıyor..Göstericinin herhangi bir şekilde gösterisi ile ilgili başkalarından beklediği ve kazandığı ilgi göstericiyi gerçek yapmaz. Tıpkı aynada kendi kendinize gülmenizin sizi sevilen yapmayacağı gibi. Yaşam sadece, siz Ol'duğunuzda gerçektir. Kendinizi sahnede yakalayın ve bırakın.

30. Şimdi Tam Zamanıdır: ZAMANIN HER ZAMAN ŞİMDİ OLDUĞUNU BİLİN. Hikmeti: Kim olduğunuzu daha sonra değiştiremezsiniz. Daha sonra yoktur. Ya şimdi vardır ya da asla. Daha sonra nazik olamazsınız. Daha sonra öğrenemezsiniz. Hayatınıza sil baştan yeniden başlamayı başaramadığınızda dahi aklınızdan çıkartmamanız gereken gerçek şu olsun: Her zaman yeniden başlayabilirsiniz. Şimdi kaderinizi değiştirme zamanıdır. Evet şimdi!

Okuyucuya özel not: Bu öğretileri Yüksek bir kadere giden içsel güçlere dönüştürmek isteyen okuyucuların aşağıdaki çalışma yöntemini takip etmesini öneririm.

Yaşamı-anda-değiştirme yöntemlerini takip edin.

Her seferinde bir tek derse odaklanın.

Tam bir gün boyunca sürsün mesela.

O içsel dersi karşınıza çıkan her fırsatta kullanmaya niyetlenin.

Bu öğretilerin size her kriz anında, her ilişkide bir şifa kaynağı olduğunu göreceksiniz.

En zor anlarda dahi uyanık kalmayı kendinize hedef edinin.

İçsel hayatınızın yönünü değiştirmek için Şimdide vereceğiniz kararlarla kaderinizi değiştirebileceğinizi görün.

Son bir not: Bu eşsiz yöntemlerden sadece bir tanesini olsun başarın - bir daha asla aynı insan olmayacaksınız. Her şey size Yeni gelecek. Zamanın yarattığı ego benlik aldanışından - kendini bilen biri olarak Kaderinizi Değiştirebileceksiniz.

1. Özgür olma kararınız şimdi başlıyor.

2. Size eziyet eden bir şeyle yaşamayı öğrenmek zorunda olduğunuza asla inanmayın.

3. Kendinizle yetinmek kendine acımakla aynı anlama gelir.

4. Gerçek özgürlüğün temeli olan tüm saf güçler hali hazırda sizin içinizde bulunuyorlar.

5. Nereye gitmek istediğinizi düşünmekten vazgeçin ve kim olmanız gerektiğini düşünmeye başlayın.

6. Yarın kendiniz olmak adına, bugün kendinize heyecanla talimatlar vermekten vazgeçin.

7. Doğanızın değişmesi evrimle değil arzuyla gerçekleşir.

*GUY FİNLEY'İN ''BAĞLARDAN KURTULMA ÖZGÜRLÜĞÜ'' KİTABINDAN ALINTIDIR.
...

BİLGE'CE



''Biliyorsan,
bir gün nasılsa seversin.
Seviyorsan,
bir gün nasılsa bilirsin.'' ...