21 Şubat 2010 Pazar

Ruhum Kanatlandı




















İçimde sebebini bilemediğim kıpırdanmalar olur bazen. An gelir ağlamak isterim, an gelir kahkahalar taşar yüreğimden. Ruhum sıkıldığını ve onu rahatlatmam için bir şeyler yapmam gerektiğini, bu tür duygu değişimleriyle anlatır bana hep. Ben de mesajı alır ve harekete geçerim. Ruhumu yükselişe geçirecek, onu aşağıya çeken negatifliklerden kurtaracak bir çok yol bulur ve uygularım hemen.


Ruhumu, bu değerli parçamı asla olur olmaz şeylere teslim etmem. Savaşın ortasında bile olsam gözlerimi kapar ve ruhumu kaçırırım ordan.

Kendi bildiğimce korurum, saklarım onu aşağılara düşmekten.Bugün öyle yaptım yine. Gözlerimi kapadım evrenin bütün güzelliklerini ziyarete gönderdim ruhumu.

Önce güneşe uçurdum onu. Işığından ve sıcağından yüklendi, güneş kadar aydınlık ve sıcacık bir varlık olsun, bunları bütün evrene yayabilsin istedim.

Sonra bulutların huzur veren sonsuzluğundan ve pamuk yumuşaklığından yüklendi. Yumuşacık olsun, kalpleri kırmasın, kırılan kalpleri pamuklara sarar gibi sarabilsin ve sonsuz huzuru evrene yayabilsin istedim.

Yağmura rast geldi bir süre sonra. Suyun şeffaflığını ve berraklığını yüklendi. Bir su damlası kadar net, akıcı ve arındırıcı olabilsin, su gibi kendi yolunu kendi bulabilmeyi evrene gösterebilsin istedim.

Yağmurun dindiği anda gökkuşağı belirdi birden rengarenk. Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor. Ruhum, bütün renklerden yeterince yüklenebilmek için gökkuşağının her bir renginin içine girdi ve çıktı defalarca. Renk yağmurunda yıkanıp renklensin, bütün renkleri hayatımda ve hayalimde kullanabilsin, bütün renklerin güzelliğini baktığını göremeyenlere gösterebilsin istedim.

Kocaman okyanusların engin ve dingin, muhteşem görüntüsü çekti onu aşağıya. Bıraktı kendini olabildiğince düştü okyanuslara, kaybolmak istercesine hem de. Enginliği ve dinginliği yüklensin, esen bütün rüzgarları arkasına alıp itici güç olarak kullanabilsin diye. Fırtınalar koptuğunda ise, yıllarca başkaları tarafından içine doldurulmuş, ona ait olmayan, onu yaralayan ne varsa kusarcasına benliğinden koparıp atabilsin ve bunu evrene gösterebilsin istedim.

Dağların gücü ve görkemi de bende olmalı diyerek dağlara uçtu ruhum bir çırpıda. Gerektiğinde dağlar gibi yeryüzünde dimdik ayakta ve ağır, başı dumanlanıp gökyüzüyle buluştuğunda, Tanrı ' ya bir kuşun kanat çırpma mesafesi kadar yakın ve hafif olabilmeyi yüklensin istedim. Ve biz insanlara, şairin de dediği gibi; yerin bizi çektiği kadar ağır, ruhumuzun çırpındığı kadar hafif olabildiğimizi gösterebilsin istedim.

Tatlı bir yorgunluk çöktü üzerine ve toprak ana geldi aklına birden. Onun şefkatli ve sıcak kucağında olmak istedi. Bolluğundan ve bereketinden de yüklenmek için attı kendini, uçsuz bucaksız, o mis kokulu kucağa. Oynaştı toprak anayla, bir annenin çocuğuyla oynaşması gibi. Ruhuma dünyanın en güzel meyvelerini, çiçeklerinin güzelliğini ve kokusunu sundu toprak ana. Ne verdiyse hepsini yüklensin istedim ruhum. Ve evrende ki güzelliklerle ruhumuzu beslediğimizde bizi hiçbir şeyin doyumsuzluğa itemeyeceğini gösterebilsin istedim.

Dalları yere kadar eğilmiş, içinde küçük ve şirin, gizli bir bahçe oluşmuş salkım söğütleri ilişti gözüne. Evrenden topladığı bütün güzellikleri özümseyip, renkli ve ahenkli bir kelebeğe dönüşmeyi dileyen bir tırtıl gibi koştu gizli bahçeye. Evrenin bütün güzellikleri ve gücü içimde diye düşündü. Kendini evrenle bütünlenmiş hissetti. Dolmuştu, doymuştu. Evreni içine alıp, kendini evrenin içine bırakmıştı. Kafası karıştı birden. Korktu kendi azametinden. O mu evrenin içindeydi yoksa evren mi onun içindeydi. Kozasını yırtar gibi açtı salkım söğütlerini, huzurla, sevgiyle, ışıkla uçtu bir kelebek gibi ve döndü ait olduğu yere.

Ruhum sıkıldığında onu bir böcek gibi yerlerde süründürmem. Çünkü bilirim ki onu ezmek için bekleyenler çok.

Bir kelebek gibi, hatta bir arı gibi onu güzelliklere uçururum. Tatlansın, bir bala dönüşsün ve hem bedenimi hem zihnimi şifalandırsın isterim.

Hemen şimdi, her şeyi bir kenara bırakın, gözlerinizi kapayın ve bu muhteşem yolculuğa uçurun ruhunuzu. Tatlanın ve şifalanın.

Ruhunuzu güzelliklerde gezdirmeyi öğrenemezseniz bedeninizi doktor doktor gezdirmek zorunda kalacaksınız yoksa.


...

Hiç yorum yok: